Dianne Arbus

Sıra Dışı Bir Fotoğrafçı


1923, New York doğumlu olan  Diane Arbus; varlıklı bir ailenin kızıydı. Babası Rus göçmeni bir Yahudi olan David Nemerov sert mizaçlı, sürekli sahibi olduğu kürk mağazaları ile ilgilenen, özetle çok çalışan bir aile babasıydı. Annesi ise depresif bir kişilik olarak var olacaktı hayatında. Bu varlıklı görüntü bir çoğumuzun imrenerek baktığı, hayalini kurduğu yaşam tarzı ise de Diane bu konuda  yaşadığı travmayı şu sözleri ile özetleyecekti. (1)

  “Her türlü zorlayıcı koşuldan muaf olarak büyüdüm. Acı çektiğim şeylerden biri de hiçbir zaman güç koşulları hissetmemiş olmak ve  gerçek dışı gelen bir ortamda yetişmiş olmaktı.” (2)

 “Ailemin serveti bana hep bir kusur gibi göründü, bundan utandım. Hayatım Transilvanya civarında garip bir Avrupa ülkesinin film setini andıran ortamındaki yapayalnız bir prensesinkini andırıyordu.” (3)

                          

Genç kızlar için günümüz ataerkil aile yapısından (özellikle kırsal kesimde) uzaklaşabilmenin tek kaçış yolunun evlilik olduğu gerçeği, 1900 lü yılların Amerikasında da benzer özelliklerin yaşandığının ispatıdır Diane. Sonradan ünlü bir şair olacak ağabeyi ile yüzeysel de olsa ensest bir yakınlaşma yaşayan Diane (4) 14 yaşında tanıştığı Allan Arbus ile, ailesini de karşısına alarak 18 yaşında evlenir. 2. Dünya Savaşı sırasında Allan fotoğraf okurken, öğrendiklerini eşine de öğretmeye başlar ve savaş sonrası çift, birlikte moda fotoğrafı konusunda kariyer yaparlar. Bundan sonra ailesinin de yumuşaması üzerine Kürk Şirketinin Resmi fotoğrafçısı olan çift, aynı zamanda bir çok ünlü derginin kapak fotoğraflarını birlikte çekmişlerdir. Bu esna da Diane daha çok kamera arkası işlerde yardımcı olmaktadır. Gerçekten yapmak istediği işin moda fotoğrafçılığı olmadığını anladığında ise evlilikleri çatırdayamaya başlar ve çalışmalarını Allan'dan bağımsız yönde ilerletir. Çiftin boşanmalarının ardından, Diane tamamen kendi çizgisine yönelir. 4x4 boyutta ve flaş kullanarak çektiği fotoğraflardaki teknik beceriksizlik, en büyük becerisidir aslında. Fotoğraflarının gücüdür de aynı zamanda. Ona göre bazen sadece göstermek yeterlidir, neyin ne niyetle gösterildiği önemlidir. Eski kocası şöyle anlatır:


“Onu aslında boşanmamız fotoğrafçı yaptı. Evli kalsaydık, o yerlere onu asla göndermezdim. Ha bire döküntü barlara, acayip insanların evlerine gidiyordu. Onu arkadaşça da olsa hâlâ seviyor, o yüzden yaptıklarını korkutucu buluyordum.” (5)

Sirkler, çıplaklar kampı, parklar, akil hastaneleri, ucuz otel odaları Diane'in meskenidir artık.  4x4 boyutta ve flaş kullanarak bizlerin günlük hayatta göremediğimiz, görsek bile kafamızı çevirdiğimiz doğuştan yada sonra dan olma ucube olarak tabir edilen geyler, travestiler, cüceler, devler, şişmanlar, çirkinler, saçını taramayan, rujunu aynaya bakmadan sürenler ilgi odağı olmuştur artık. Eşinden boşanmasının bir başka gerekçesi ise zaman kendisine modellik yapan kişilerle cinsel birliktelik kurma güdüsüdür. Çektiği fotoğraflar insanın içini acıtan grotesk ve keskin eserlerdir dense de fotoğrafını çektiği kişilerde çirkinlik falan aramıyordu, sadece öteki' yi gösteriyordu, Tam da bu noktada Susan Sontag’ ın Fotoğraf Üzerine adlı eserine bakmak gerekirse

"Arbus' un fotoğraflarının en çarpıcı yanı onun - kurbanlar, talihsizler üzerine yoğunlaşarak -sanki sanat fotoğrafının en etkin girişimlerinden birine dahil olması, ancak bunu yaparken böyle bir projenin hizmet etmesi beklenen merhamet uyandırma amacını gütmemesidir." "Arbus için fotoğraf makinesi bilinmeyeni fotoğraflar. Peki ama kimin için bilinmeyeni? Korunan, ahlakçı ve akli başında tepkilere alıştırılmış olan biri için bilinmeyeni." "Hilkat garibeleri hakikatinin değerini kim, meslek olarak bir moda fotoğrafçısı - başa çıkılmaz soy, sınıf ve fiziksel görüntü eşitsizliklerini örten kozmetik yalanların üreticisi – olan Arbus' dan daha iyi bilebilirdi?" (6)

Diane’nin kendisine yöneltilen olumlu yada olumsuz tüm eleştiriler için şu açıklamaları ise tam bir cevap niteliğindedir.

“Göstermeye çalıştığım şey tam olarak şu: Hiç kimse derisinden kurtulup başka biri haline gelemez. Nihayetinde hepimiz dünyaya kendi trajedilerimizi yaşamak üzere doğuyoruz.”  (7)


 “ ucubeler en çok fotoğrafladığım kişiler olmuştur çünkü ilk fotoğrafını çektiğim şeyler onlardı ve benim için muhteşem bir heyecan kaynağı olmuşlardı. onlara tapardım. hala da bazılarına tapıyorum. en yakın arkadaşlarım onlar demiyorum ama bana utanç, korku ve hayranlık karışımı bir duygu verirlerdi. bir çok insan yaşarken travmatik bir tecrübe yaşayacaklarına dair ödleri kopar. ucubeler kendi travmaları ile doğduklarından hayattaki sınavlarını zaten geçmişlerdir. onlar aristokratlardır.” (8)

Bu başarılı kariyerin perde arkasında İyi bir fotoğraf  çekmek için elinden gelen her şeyi yapabileceğini,  bunun için çoğunlukla modelleriyle yattığının itirafı dahi vardı.  “Fotoğrafı yapmak için yaramaz bir şey olarak düşündüm, bu benim en sevdiğim şeylerden biriydi” (9)

             

Bu gün objektif bir bakışla Diane’nin de birlikte çalıştığı modellerden çok ta farklı biri olmadığı çok net anlaşılıyor. Modellerinin bedensel farklılıklarını Diane kendi içinde yaşamış depresif bir kişilik olduğu izlenimi veriyor aslında. Yada ‘öteki’ idi dersek daha yerinde olacaktır. Varlıklı ailenin mutsuz kızı olması, aile içinde gösterilmeyen sevgisizlik nedeniyle abisi ile yakınlaşması ve bunun cinselliğe kadar uzanması, evliliği süresince ve sonrasında yaşadığı anormal cinsel ilişkiler, ve sonrasında aşırı miktarda uyku ilacı içildikten sonra kesilen bileklerle son verilen bir hayat. Üstelik genç sayılabilecek bir yaşta ve sanatın zirvesinde iken. Biz yine de onu sıra dışı bir fotoğrafçı olarak anmaya ve Nicole Kidman’ın başrolünü oynadığı ‘Für (Kürk) adlı sinema filmi ile yaşantısının bir bölümüne beyaz perde üzerinden tanık olmaya devam edeceğiz.

 

Dil Çevirici

trzh-CNenfrdeitruvi